Çîroka Dayîkami
Detaylar

Kimi hikayeler, anlatılmak için yıllar değil; onlarca yıl bekler. Ziya Değer'in kamerasıyla hayat bulan bu kısa belgesel, tam da böyle bir sessizliğin ardından gün yüzüne çıkan bir tanıklığı taşıyor. Yirmi iki dakikalık süresiyle alçakgönüllü görünen yapım, aslında çok daha derin bir hafıza kazısının izlerini taşıyor. Kürtçe bir başlık taşıyan bu belgesel, dil tercihiyle bile baştan bir şeylerin altını çiziyor. Dayıkam sözcüğü, Kürtçede "annem" anlamına gelen bir hitap biçimidir; bu tek kelime bile filmin merkezinde bir kadın figürünün, bir annenin ya da anneye dönüşmüş birinin durduğunu hissettiriyor. Başlığın kendisi neredeyse bir şiir gibi, sadeliğiyle büyüleyici. Ziya Değer, belgesel sinemanın en zorlu sorularından biriyle yüzleşiyor bu filmde: Yakın olanı nasıl anlatsın? Kişisel belleğin nesnel bir anlatıya dönüşebileceği o kırılgan alanda kamera tutmak, hem cesaret hem de incelik gerektiriyor. Değer'in bu dengeyi nasıl kurduğu, filmin en merak uyandıran boyutlarından birini oluşturuyor. Yirmi iki dakika, belgesel için alışılmadık bir uzunluk. Ancak bu kısalık bir eksiklik olarak okunmamalı; aksine, özenle seçilmiş her karenin, her sessizliğin ve her sözün ağırlık taşıdığının işareti. Uzun metrajların çoğu zaman doldurmak zorunda kaldığı boşlukları bu yapım, yoğunlaşarak aşmayı tercih ediyor. İzleyiciyi anlatının içine çeken bu sıkıştırılmış zaman, filmi bittikten sonra da düşündürmeye devam ediyor. Henüz vizyona girmemiş olması ve herhangi bir derecelendirme almamış bulunması, bu belgeseli sıradan bir bilinmeyenin ötesine taşıyor. Gözlerden uzak tutulmuş, taşradan ya da sürgünden gelen sesleri kaydeden bu tür yapımlar, ana akım sinema çevrelerinde çoğu zaman hak ettikleri ilgiyi bulmakta güçlük çeker. Oysa asıl sorulması gereken şey, hangi hikayelerin anlatılmaya değer bulunduğu ve kimin tarafından anlatıldığıdır. Çîroka Dayîkami, bu soruları sessizce sormakla yetinen, ama cevaplarını yüreğe bırakmayı tercih eden nadir yapımlardan biri olma potansiyeli taşıyor.