Beni Adınla Çağır
Detaylar
1983'ün kavurucu İtalyan yazı, sinema tarihinin en nefis zaman kapsüllerinden birinin arka planını oluşturuyor. Luca Guadagnino'nun bu filmi, yüzeyde bir aşk hikâyesi gibi görünse de aslında çok daha derin ve evrensel bir şeyi anlatıyor: kendini ilk kez tanımanın, hem büyük hem de acı verici olan o eşsiz anın hikâyesi. Kuzey İtalya'nın sarmaşıklı, sakin bir villasında geçen bu yaz, genç Elio'nun dünyasını ikiye bölüyor. Müzikle, kitaplarla ve aydın bir ailenin sıcaklığıyla çevrili bu olağanüstü yerde her şey bir denge içinde gibi görünür. Ta ki Oliver gelinceye kadar. Enerjik, özgüvenli ve karizmatik bu genç adam, villanın huzuruna yerleşirken Elio'nun iç dünyasında fırtınalar koparır. Guadagnino bu çatışmayı asla aceleci bir şekilde yansıtmaz; aksine izleyiciyi yavaş yavaş, kayısı ağaçlarının gölgesinde, nehir kenarlarında, bisiklet yollarında bu duygunun içine çeker. Timothée Chalamet, Elio rolünde bir neslin en çarpıcı genç oyunculuk performanslarından birini sergiliyor. Söylemediği kadar çok şey söylüyor; bakışları, duraklamaları ve beden dili bir karakterin tüm iç çalkantısını taşıyor. Armie Hammer ise ona tam anlamıyla denge kuruyor; Oliver'ın yüzeysel çekiciliğinin altındaki karmaşıklık, film ilerledikçe kendiliğinden açılıyor. Filmin gerçek dehası ise duygusal zerafetinde yatıyor. Guadagnino, bir gençlik aşkının coşkusunu ve kırılganlığını romantize etmeden, ama bir o kadar da yargılamadan aktarıyor. Görüntü yönetmenliği, Sufjan Stevens'ın büyüleyici müziğiyle birleşince ortaya çıkan atmosfer, seyircide nostaljik bir özlem yaratıyor; belki de bizzat yaşanmamış olan bir geçmişe duyulan özlem. Son sahnesi ise uzun süre zihinlerde yankılanıyor. Hiçbir şey söylenmeden, neredeyse hiçbir şey yapılmadan anlatılan o bitiş, duygunun en saf hâliyle yüzleşme davetini taşıyor. Beni Adınla Çağır, yalnızca bir aşk filmi değil; kendini bulmanın ne kadar yıkıcı ve ne kadar güzel olabileceğine dair bir itiraf.
Medya

Fragmanlar
Oyuncular








Yazar ve Yönetmenler
Benzer Filmler